Anadolu – Bağdat Demiryolu ile Sömürülen Kürdistan
19. yy sonu iç ve dış sorunların arttığı bir dönemdir. Mezopotamya ve Kürdistan’da huzursuzluklar vardır. Sultan Abdülhamid, Kürdistan’daki isyanları rahat bir şekilde bastırabilmek için, bölgeye askerlerini çabuk ulaştırmasını sağlayacak demiryollarının yapımına önem veriyordu. Anılarında “Demiryolları askerlerimizin çabuk hareketini temin edeceğinden büyük stratejik ehemmiyete haizdir ve bu bakımdan çok lüzumludur” der.
Abdülhamid’in Kürdistan’a erken asker gönderme amacının demiryolu yapımında öncelik taşıma eğilimini, uzun yıllar sonra, İsmet Paşa’nın anılarında, “Dersim sorunu” konusunda değinirken de görüyoruz; “Dersim meselesini nihayet demiryolu halletti” diyecektir İsmet İnönü.
Ayrıca Alman sermayesi Dicle ve Fırat nehirlerinin ulaşıma açılmasını istiyordu. Ne var ki, o dönemde Kürdistan ve Mezopotamya’nın petrolüne, maden yataklarına ve ziraat ürünlerine göz diken İngilizler, Almanların en büyük rakibiydi.
Anadolu – Bağdat demiryolu, Mezopotamya’yı kat edip Basra’ya kadar uzanınca, bu bölgedeki insanların ekonomik istemleri ve hammaddeleri büyük önem kazanacaktı. Mezopotamya’nın geniş petrol yatakları yanı sıra, Hindistan yolu da kontrol altına alınacaktı.
Bilindiği üzere bu demiryolu imtiyazı Almanlara verildi. Şirket döşediği demiryolunun iki tarafından yirmişer kilometrelik bir alanda maden arama hakkını elde etti. Yol yapımı ve benzeri gerekler için, o yöredeki ormanları, hiçbir ödeme yapmadan kullanacaktı. Şirketin araştırmalarına göre Diyarbakır ve çevresinde bakır ve gümüş yatakları vardı. Halep’in kuzeyindeki dağlık bölgede demir ve kalay bulunduğu umuluyordu.
Anadolu – Bağdat demiryolunun yapımında çalıştırılan Kürt işçilerin, güvenlikten yoksun olduklarını, az paraya çalıştırıldıklarını ve ne denli kötü muamele gördüklerini İngiliz yazar ve arkeologu Thomas Edward Lawrence, arkadaşı James Elroy Flecker’a 14 Haziran 1914’te yazdığı mektupta anlatır. Lawrence ve arkadaşı Woolley o sırada şimdi Suriye’de olan Kargamış’ta çalışmalarda bulundukları günlerde, Alman şirketi de yol yapımını sürdürmektedir. Pek çok Kürt işçisi bu yol yapımında çalışıyordu. Barınaklar elverişsiz, yemekleri çok kalitesiz, ücretleri düşük, ödemeler düzensiz ve eksik oluyordu. Buna karşı koyan işçilere, Almanlar silahla yanıt verirler, ölenler olur, ancak Kürtler direnirler. Bu İngilizler, Almanlarla Kürtlerin arasında arabuluculuk girişiminde bulunur ve bir ölçüde başarılı olurlar. Almanlar yörede buldukları Çerkezleri getirip Kürtlere karşı grev kırıcı olarak kullanırlar. Çerkezlerin de durduramadığı Kürtlerin bu karşı koyuşları dönemin resmi yazışmalarına da konu olur.
Almanların, doğuya doğru yayılma arzularında, zavallı Kürt işçileri acımasızca istismar ediliyordu. 1. Dünya Savaşı öncesinde Toroslar’daki Tüneller açılmış ve Fırat Köprüsü’nün yapımı, Kürt işçilere gündelik verilmeden bitirilmişti. Bağdat Demiryolu’nun yapımı ise hızla ilerliyordu. Kürt işçilerine yapılanları, Şam’daki Fransa Konsolosu Ottavi, Hükümetine rapor ederken şöyle diyordu.
“Hattın bir lokma bir hırka pahasına emekleri sömürülen Kürt işçileri greve girdiler ve gösteride bulunmak için köprünün ortasına yığıldılar. Verilen cevap; bir lokomotifi olanca hızıyla üstlerine sürmek oldu. Ezilen birçok Kürt işçisinin kanlı görüntüsü bu halkın zihninden kolay kolay silinmeyecektir…” ( Documents Diplomatiques, Seri 3 Cilt X sayfa 317).

