Bir Tanığın Gözüyle Dersim
Abdullah Çiftçi, Dersim İsyanı’nda görevli askerdi. Tam 69 yıl sonra 112 yaşına geldiÄŸinde suskunluÄŸunu bozdu ve yaÅŸadıklarını anlattı. Bir hafta sonra da yaÅŸamını yitirdi. Çiftçi, Atatürk’ün isyan çıkmaması için çaba gösterdiÄŸini, ‘katliam emrini İnönü’nün verdiÄŸini’ açıkladıDersim isyan önderi Seyit Rıza yakalanmış, Elazığ’a götürülmüştü. Jandarma karakolu yanındaki meydana getirildiÄŸinde sonradan DışiÅŸleri Bakanı olan Sabri ÇaÄŸlayangil’e döndü. Sehpaları görünce durumu anlamıştı. ÇaÄŸlayangil’e ‘Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?’ diye sordu. Sorusu yanıtsız kaldı.
Son sözü soruldu. ‘Kırk liram ve saatim var, oÄŸluma verirsiniz’ dedi. Sonra meydana çıkarıldı. Hava soÄŸuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama O, meydan insanla doluymuÅŸ gibi sesizliÄŸe ve boÅŸluÄŸa hitap etti: ‘Evladı Kerbela’yız. Günahsızız. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir.’ Sözleri meydanda yankılandı. Söyleyeceklerini bitirdikten sonra dimdik yürüdü, kendisini asacak celladı itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu…
Yalnız mağdurlar konuşmuştu
Dersim Katliamı’nı yazan tüm tarih kitapları yukardaki bu anekdota apayrı bir yer ayırır. Bu öyle bir anekdottur ki, okuyan herkesi etkilemiÅŸ ve düşündürmüştür. Çünkü Dersim’de 1937-1938 yılları arasında yaÅŸananlar, hala okuyanı etkilemeye, hala dinleyeni gözyaÅŸlarına boÄŸmaya devam etmektedir. Ancak bu hikaye ve anlatımlarda eksik bir bölüm vardı. Ne yazık ki bugüne kadar sadece hep maÄŸdurlar konuÅŸtu. Sadece maÄŸdurlar hikayelerini anlattı. Soykırımın yürek burkan hikayeleri hep onların aÄŸzından dinlenildi. Peki ya soykırımda yer alanlar? Soykırımı gerçekleÅŸtirenler? Onlara ya ulaşılamadı, ya da konuÅŸmak istemediler. Böyle olunca da hikayenin bir tarafı hep muÄŸlak ve belirsiz kaldı.
Konuştu ve öldü
Ancak bu muÄŸlaklığa ve belirsizliÄŸe 112 yaşındaki Urfa Birecik’li Abdullah Çiftçi son verdi. Çiftçi, 1938-1939 yılları arasında Dersim Hozat Piyade BirliÄŸi 2. Tabur’da erdi. İsyanın en acımasız bastırıldığı dönemde, isyana kaynaklık eden en stratejik bölgede emir kulu olarak görev yaptı. İsyanda yaÅŸadıklarını ölümünden sadece bir hafta önce 69 yıl sonra 112 yaşına geldiÄŸinde anlattı ve anlatımlarının kameraya kaydedilmesini istedi. Çiftçi katliamda yaÅŸadıklarını anlattıktan bir hafta sonra, 3 Ocak 2007 tarihinde yaÅŸamını yitirdi. Çiftçi, kamera kaydında Hozat’taki ilk günlerini şöyle anlatıyor: ‘Dersim’e gittiÄŸimizde Hozat’ta cepheye verdiler. Görev yaptığım birimin ismi Hozat Piyade BirliÄŸi’ydi. Bölüğümüzün çoÄŸunluÄŸu Urfalı’ydı. Askerler hep Kürttü. Sarp bir coÄŸrafyası vardı. DaÄŸlar çok yüksekti, tıpkı AÄŸrı Dağı gibi. Erkekleri hayvan derisinden çarık giyerlerdi. Ne kar bilirlerdi, ne soÄŸuÄŸu. Çok dayanıklı ve güçlülerdi.’
Üzerimize taş atarlardı
Abdullah Çiftçi’yi en çok etkileyen ÅŸey operasyonlarda yaÅŸadıkları olmuÅŸ. Çiftçi, operasyonlar sırasında köylülerin silahla deÄŸil, taÅŸlarla kendilerine karşı savaÅŸtıklarını anlatıyor: ‘Kış mevsimiydi. Köylere operasyona çıkıyorduk. Operasyona gittiÄŸimiz köyleri önce çembere alırdık. Bu sırada köyün çevresine yerleÅŸen isyancılar üzerimize taÅŸ atıyorlardı. Atılan taÅŸlar çığa sebep oluyordu. Çığ yüzünden çember dağılır, düzenimiz bozulur, zayiatlar oluÅŸurdu. Bazen 100 askerin öldüğü olurdu çığ yüzünden. Operasyonlar sırasında çatışmalar da olurdu. Bazı günler 10 isyancıyı ölü olarak ele geçirirdik.
Hayvanları kesip yerdikAbdullah Çiftçi, daÄŸ baÅŸlarına operasyona çıkan askerlerin yiyecek ihtiyacının nasıl karşılandığına da açıklık getiriyor ve ÅŸunları söylüyor: ‘Gıda sorunumuz yoktu. Ahırlardan binlerce inek çıkardı. İnekler küçük memeliydi. Onların hayvanlarını kesip yiyorduk. Onların köpeklerini, eÅŸeklerini serbest bırakıyor, geri kalan hayvanları kendimize alıyor, sonra da evlerini ateÅŸe veriyorduk. 2 yıl böyle sürdü.’Abdullah Çiftçi, köy baskınları sırasında yaÅŸanan katliamları ise ayrıntılı ÅŸekilde anlatıyor. İşte Çiftçi’nin anlattıkları: ‘Operasyonlar günlerce sürerdi. Köylere gittiÄŸimizde köyün yetiÅŸkin erkekleri kaçardı. Sadece çocuklar ve kızlar kalırdı köylerde. Ambarlarını, ahırlarını ateÅŸe veriyorduk. Sonra onların çocuklarını, kızlarını, kadınlarını hepsini ağır makinalı silahların önlerine verip öldürüyorduk. Kanları sel gibi akıyordu. Kimseyi dinlemiyorduk. Tuttuk mu bırakmazlardı, öldürürlerdi.’Çocuklar birbirine sarılırdıÇiftçi, özellikle bir bölümü anlatırken gözyaÅŸlarına hakim olamıyor: ‘Allah kimseye göstermesin gördüklerimi. Müslüman Müslüman’ı vuruyordu. Çocuklar birbirlerine sarılırlardı. Candı, ne yaparsın. Sonra çığlıkları gökyüzüne yükselirdi. Kanları sel olup akardı. Hala o çığlıklar kulaklarımda, bir türlü gitmiyor.’
Türk köyüne dokunmadılar
Çiftçi’nin anlatımları katliam sırasında yaÅŸanan çifte standardı da gözler önüne seriyor: ‘Hozat’ın karşısında bir köy vardı. Ona dokunmazlardı. Türk köyü olduÄŸu söyleniyordu. Operasyona gittiÄŸimizde komutanlarımız sadece köyün içine girerlerdi. Bizim girmemize izin vermezlerdi. Kendileri bizzat saÄŸ olanları çıkartırlardı.’
İnönü vurun dedi
Çiftçi, katliam emrini kimin verdiÄŸini de açıklıyor. Çiftçi, katliam emrini Atatürk’ün deÄŸil İnönü’nün verdiÄŸini söylüyor: ‘Niçin katlettiÄŸimiz bilmiyorum. Askere gitmedikleri söyleniyordu. Kürtler miydi, gavurlar mıydı bilmiyorum. Savaşıyorduk. Onlar bizi, biz onları öldürüyorduk. Atatürk savaşın çıkmaması için çok çabaladı. Atatürk kırmadı, Atatürk öldükten sonra İnönü dedi ki vurun. 38′de isyan tamamen bastırıldı.
‘Mı di-Ben gördüm
Peki, İbrahim Çiftçi olaylardan sonra vicdan azabı duymuÅŸ muydu? İşte Çiftçi’nin soruya verdiÄŸi yanıt: ‘Gördüklerim söylenmez… Söyleyemem. Ama ben gördüm, yaÅŸadım. Geçen yıllarda hocaya gittim. Hocaya olayları anlattım. Yalnız dedim ki namlumu kimseye çevirmedim. Onları vururken zorlanıyorduk. Ama elimizden bir ÅŸey gelmiyordu. Ne yapabilirdik ki. Ben rahatsız olsam ne yapabilirdim ki. Askerim ben. Köyleri hep yaktık yıktık. Bir kiÅŸi dahi saÄŸ bırakmadık. Yaktığımız köy sayısı 10 kadardı. Hatırladığım köy isimleri KaraoÄŸlan, Ayvacık, Qazi köyleriydi. Hala Dersim’e giden askerlere soruyorum oraları. Hala o köyler yıkıkmış…’Çığlık çığlığa uyanırdı, vicdan azabı içindeydiAbdullah Çiftçi’yi tanıyan herkes, Çiftçi’nin Dersim’de askerlikten döndükten sonra uzun süre içine kapandığını, kimseyle konuÅŸmadığını belirtiyor. OÄŸlu Yusuf Çiftçi, babasının bazı geceler uykusunda konuÅŸtuÄŸunu, bazen de çığlık çığlığa uyandığını söylüyor. Çiftçi, babasına iliÅŸkin ÅŸunları anlatıyor: ‘ÖleceÄŸine yakın herkese Dersim’de yaÅŸadıklarını anlatmaya baÅŸladı. Sık sık Allah kimseye göstermesin, gördüklerimi, yaÅŸadıklarımı derdi. Dersim insanına çok yakınlık duyardı. Dersim’e askerliÄŸe giden köy gençleri ile konuÅŸur, oraları sorar, bilgi almak isterdi. Son olarak konuÅŸacağım, kameraya alın dedi. Zaten konuÅŸtuktan bir hafta sonra da merdivenden düştü ayağını kırdı. Doktorlar ayağı düzelmiÅŸ dediler, ama kısa süre sonra yaÅŸamını yitirdi.’Çiftçi’yi yakından tanıyanlardan biri de AÅŸağı Karkutlu Köyü Muhtarı Ethem Polat’tı. Polat, Çiftçi’yi şöyle anlatıyor: ‘Anlatınca dalar giderdi. ‘Komutanlarımız Türktü ama asker ağırlık olarak Kürttü’ derdi. Anlatırken sürekli duygulanıp aÄŸlardı. ‘Nasıl böyle bir ÅŸey oldu’ deyip duruyordu. Sürekli ‘anlatılmaz’ diyordu. ‘Allah kimsenin başına vermesin’ derdi.Vicdan azabı içindeydi…
Dersim İsyanı, 21 Mart 1937 gecesi baÅŸladı. İsyan kısa sürede geniÅŸledi. İsyanın geniÅŸlemesi üzerine devlet isyanı bir dizi harekat ile denetim altına almaya ve bastırmaya çalıştı. Özellikle Laç Vadisi ve Kutu Deresi bölgesinde binlerce kadın ve çocuk öldürüldü. İsyan sırasında 9 adet savaÅŸ uçağı kullanıldı. Köyleri bombalayan, sivil katliamlar gerçekleÅŸtiren uçakları kullananlardan biri de Türkiye’nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen’di. İsyan sürerken 1937′de isyan lideri Seyit Rıza idam edildi. 1938′de bastırılan isyanda 90 bin Kürt katledildi. İsyandan sonra da Dersim ismi Tunceli olarak deÄŸiÅŸtirildi. Binlerce Dersimli de yerinden yurdundan edilerek sürgüne gönderildi. Dersim’de yaÅŸananlar çok çevre tarafından katliam olarak deÄŸil soykırım olarak tanımlanmaktadır




İlk Kürt gazetesi Kurdistan, 22 Nisan 1898′de Kahire’de yayın hayatına başladı. Mikdat Mithad Bedirxan tarafından çıkartılan gazetenin ilk beş sayısı Mısır’ın başkenti Kahire’de, 6-19 arası sayıları Cenevre’de, 20-23 arası sayıları Londra’da, 24-29 arası sayıları Folkston’da, 30 ve 31. sayılarıysa Cenevre’de yayımlandı.
allah gani gani rahmet etsin ama o ozamanlar bir emir kuluydu yapmalıydı ölen katledilen bütün kürtlere allahtan rahmet diliyorum
inanıyorum ki anlatıyorum bir anı da benden dinleyin.
olayı yaÅŸaya Kilis’in merkez ilçesine baÄŸlı Acar köyünden soy ismi PATOÄžLU. İsmini ÅŸu anda unuttum. DuyduÄŸum kiÅŸi anlatan kiÅŸinin yeÄŸeni Hasan oÄŸlu 1946 doÄŸumlu Mehmet PatoÄŸlu.
Patoğlu Mehmet ten dinlediğime göre;
Dersim bir sürgün kafilesi götürüyorlar bir birlik. birlikte görevli olan Kayseri’li bir asker dereyi geçerken derenin öbür kıyısına geçerek karşıdaki dersimliyi ya da kafileden olanlara rast gele ateÅŸ açarak bir kaç kiÅŸiyi öldürmüş. tam bu esnada KİLİS!li PatoÄŸlu eÄŸer bir daha sıkarsan ben seni vururum diye Kayseri’li askeri tehdit ediyor. neticede Kayseri’li asker bir daha öyle bir harekete kalkışmıyor. o kafileden saÄŸ kalanlar bir ÅŸekilde götürüldükleri yerlere saÄŸ kalanlar yetiÅŸiyor.
aradan uzun bir süre sonra Kilis’li PatoÄŸlu’nun yolu Trakya ya düşer.TekirdaÄŸ’da otogarda eÄŸleÅŸirken bir kadın Kilis’li PatoÄŸlu’nun gelir elini öper ve şöyle der ;
– Sen Antep’li ÇavuÅŸ deÄŸil misin?
neyse kendi olduğunu söyler ve başlar kadıncagız konuşmaya;
– Sen Antep’li ÇaavuÅŸ bizim hayatımızı kurtardın,namusumuzu kurtardın, seni evimize davet edip kocamla,babamla,kardeÅŸlerimle, kayınbabamla anamla tanıştıracağım….v.s.
NOT: 1-) O zamanlar Kilis Antep’in ilçesi
Bu adam da diğerleri gibi canavarın biriymiş belli ki.Acaba uykularında,rüyalarında vs. ızdırap çekmeseydi yine pişman olur muydu?
bakın isyan diyorsunuz seyh rıza dan bahsediyorsunuz ordu musul kerküke harekat yapacakken bu sahıs ve seyh sait inligilizlerle is birligi yapmıs isyan cıkartmıs bakın isyannnnnnnnnnnnnnnnnn ve ilk olarak onlar karakol basıp jandarmaları öldürüyor sonra hakettikleri gibi bedel ödüyorlar tıpkı simdi ppknın isyanı gibi ordu aynısını simdide yapmalı
BİRİNCİ RESİM ERMENİLER TARAFINDAN SOYKIRIM MASALLARINDA DA BELGE NİYETİNE KULLANILMIŞTI.
YUKARIDA YAZILANLAR UYDURMA HİKAYELER. İÇİNDE DÜŞMANLIK VAR.
BÖLGENİN ZENGİNLİKLERİNE GÖZ KOYAN O İÇTEN PAZARLIKLI İNGİLİZ, 1896 DA ERMENİLERİ KESİP KIZLARIN IRZINA GEÇEN MUTKİ AŞİRETİ REİSİ “MÜDİR” MUSA BEYİ MAHKUM ETTİRMEK İÇİN HAKANIN RIZASINI ALIP KURULAN MAHKEMEDE SAVCILIÄžI ÜSTLENMİŞTİ… (Musa bey trial, Blue Book)
İNANILIR GİBİ DEĞİL AMA DAHA SONRA BÖLGEDE ÇIKAN İSYANLAR İNGİLİZ TAHRİKLİ, DESTEKLİ. SEYİT RIZA DA KURTULUŞ SAVAŞIMIZDA İSYAN ÇIKARMIŞTI İNGİLİZİN ALTINLARIYLA. AMA 1938 DE İNGİLİZ NEREDE?
TBMM’DE YAÅžANANLARDAN GEREKEN DERS ÇIKARILMIÅžTI. KARAR VERİLDİ. SAMİMİYETSİZLİKLERİ 31.03.1921 TARİHİNDE LORD CURSON İLE LLOYD GEORGE’UN YÜZLERİNE OKUNDU, KENDİ PARLEMENTOLARINDA.
ÅŸeyh saitin ingilizlerle anlaÅŸmalı olduÄŸunu sana arkadaşım ismet inünü’nün hatıratlarında var kendi yazmış ve öyle diyor biz ne yaptıysak ÅŸeyh saidin ingilkizlerle bir baÄŸlantısını bulamdık biraz daha araÅŸtırmalısınız