Xan Mehmûd, Osmanlı’ya Başkaldırdı [1838]
20 December 2011 – 18:35 | Bir Yorum Var!

Kürdistan’ın doÄŸusunda Safevi Hanedanlığı’nın, batıda Osmanlıların yükseliÅŸe geçtiÄŸi 16. yüzyılın ilk yarısı Kürdistan için de bir dönüm noktasıydı. Kürt Emirlikleri ve çeÅŸitli Türkmen idareleri tarafından yönetilmekte olan Kürdistan, ÅŸiddetli saldırılar sonrası kısa bir süreliÄŸine Safevilerin …

Okumaya devam edin »
Belge

Kürdistan Tarihine dair belgeleri bu bölümde bulabilirsiniz. Ayrıca elinizde belge varsa yayınlamamız için bize yollayabilirsiniz.

Kürdistan Tarihi

Kurdistan Tarihi konularını bu kategoride bulabilirsiniz. Bazı yazıları diğer kayegorilerle de ilişkilendirilmiştir.

Kürt Devletleri

Tarih boyunca kurulmuş Kürt Devletlerinin, Hanedanlıklarının ve Yerel Hukükümetlerin bir kısmını bu kategoride bulabilirsiniz.

Kürt Edebiyatı

Kürt Edebiyatı, Edebiyat Tarihi ve Kürtlerin yayımladığı tarihi gazeteler bu bölüm altında toplanacaktır

Video

Bu kategori müzik ağırlıklıdır. Farklı videolara da yer verilecektir.

Anasayfa » Kürdistan Tarihi

Halepçe Katliamı 16 Mart 1988

tarafindan 18 March 2009 – 03:55 tarihinde eklendiBir Yorum var

halabce

Halepçe Katliamı’ndan kurutulanlardan biri yaşadıklarını böyle dile getirmişti. İnsanlık tarihine kara bir leke olarak geçen Halepçe Katliamı’nın 21. yıldönümünde yaşamını yitirenleri rahmetle anıyor, katliamcıları ve suç ortaklarını lanetliyoruz.

Tarihler 16 Mart 1988′i gösterdiğinde Irak Hava Kuvvetleri’ne ait uçaklar Halepçe kenti üzerine kimyasal yağdırdı, ortaya çıkan tablo insanın kanını dondurdu. 7 bin civarında Kürt zehirlenerek öldü. Kimyasal gazların etkisiyle Halepçe’de ölümler uzun süre devam etti ve günümüzde hala bu gazların etkisi görülüyor.

Peki, olan bitenler sadece, insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen Halepçe Katliamı’yla mı sınırlıydı? Ne yazık ki, çok sayıda insan bunu böyle biliyor. Ancak bir bütün olarak o dönem Kürtlerin yaÅŸadıkları incelendiÄŸinde karşımıza Halepçe’deki tablodan çok daha korkunç bir durum ortaya çıkıyor. Halepçe Katliamı’nın da dahil olduÄŸu soykırım planı kapsamında 182 bin Kürt katledilmiÅŸ, milyonlarca Kürt yerinden yurdundan edilmiÅŸ, onbinlercesi sakat bırakılmış, onbinlercesi aç ve bakımsız kamplarda cezalandırılmıştı.

Halepçe Katliamı’nın yıldönümü vesilesiyle bir bütün olarak bu tabloya bakmaya çalışacağız.

Politik arka plan

Saddam Hüseyin rejimi ile Kürtler arasındaki politik gerilimin tarihçesi uzun süre önceye dayanır. Irak devlet olarak daha kurulmadan önceden baÅŸlayan ve aslında günümüze deÄŸin süren bir çatışma hali söz konusudur. Diktatoryal bir yönetim anlaşıyla Irak’ı yöneten Saddam Hüseyin döneminde ise politik gerilim, tarihe geçecek kadar kanlı olaylara sahne oldu.
Saddam Hüseyin rejimi Kürtlere karşı AraplaÅŸtırma politikasını yürürlüğe koydu. Bu politika, 1970′lerden itibaren, Saddam’ın iktidarını iyice güçlendirdikten sonra daha ÅŸiddetli bir ÅŸekilde savunuldu. Bu politika kapsamında, Kürtlere tanınan sözde özerklik dahil birçok hak, aslında fiiliyatta reddediliyordu. Buna karşılık Kürtler ise haklarının tanınması amacıyla peÅŸmerge hareketiyle isyan durumundaydı. Saddam hem AraplaÅŸtırma politikasının baÅŸarıya ulaÅŸması hem de isyan halindeki Kürtlerin bastırılması için, dolasıyla Kürt sorunundan ‘kurtulmak’ için en büyük ÅŸiddet hamlesini 1986′dan sonra devreye koydu. Bu ÅŸiddet hamlesi, pratik olarak 1987′den itibaren adım adım yürürlüğe konulan bir soykırım planıydı.

Saddam Hüseyin’in bu dönemde soykırım planının devreye koymasının önemli nedenlerinden birisi de aynı dönemde süren İran-Irak savaşıyla da baÄŸlanlantılıdır. 1979′da İran’da İslam Devrimi’nin gerçekleÅŸmesinden bir yıl sonra Saddam Hüseyin İran’la savaşı baÅŸlattı. Saddam’ın İran’a savaÅŸ açmasında elbette ki, ABD’nin önemli bir etkisi bulunuyor. SavaÅŸ görünürde Irak ile İran arasında cereyan ederken, aslında ABD yanlısı Åžahlık rejimini deviren İslam Devrimi yönetimi ile ABD arasındaki bir savaÅŸ söz konusuydu. Dolayısıyla Saddam, İran’a karşı savaÅŸta, en büyük lojistik, diplomatik ve siyasi desteÄŸi müttefiki ABD’den almıştır. Bu savaşın Halepçe’ye uzanan yolu ise, Kürt örgütlerin politik tutumlarıyla ilgili olarak açıklanabilir. Saddam Hüseyin’in Kürtlere uyguladığı zulme karşı, Kürt örgütleri, özellikle de YNK, savaÅŸ döneminde İran’la ittifaka girmeyi tercih etti. Savaşın sonlarına doÄŸru İran’la anlaÅŸmaya varan Saddam, bir bakıma savaşın acısını Kürtlerden çıkarmaya kalkıştı ve o güne kadar uyguladığı zulmün düzeyini soykırım derecesine yükseltti.

Tarihsel bir ironiyi de dile getirmekte fayda var. Kürtler, İran-Irak savaşında İran İslam Devleti’nden yana tavır takınırken, ABD 1979 İran İslam Devrimi dolayısıyla savaÅŸ açtığı İran’a Saddam saldırmış ve Saddam’ı her ÅŸekilde desteklemiÅŸtir. Dolayısıyla Halepçe’de ve bir bütün olarak Enfal Harekatı döneminde kullanılan silahlar, baÅŸta ABD olmak üzere Batılı ülkelerden temin edilmiÅŸtir. Bundan hareketle Kürtleri katleden sadece Saddam olmamıştır, Batılı müttefikleri de bu soykırım suçuna ortak olmuÅŸlardır. Ancak 2003′te Saddam’ın devrilmesi için YNK ve KDP, ABD’nin birinci dereceden sadık müttefiki olabildiler.

AraplaÅŸtırma politikası ve İran-Irak savaşı dönemindeki politik dengeler, büyük oranda Enfal Harekatı’nın ve Halepçe Katliamı’nın politik dayanağını oluÅŸturdu.

Soykırım Harekatı: Enfal

Saddam rejimi 1987′den itibaren Kürtlere karşı oldukça sistematik bir soykırım uygulamasını hayata geçirdi. Kürtlerin bulunduÄŸu alanlarda ilan edilen ‘yasak bölgeler’ geniÅŸletildi. Saddam’ın kuzeni olan Ali Hasan El Mecid (Kürtlerin deyiÅŸiyle Kimyasal Ali ya da Ali Enfal), bir baÅŸbakan düzeyinde ‘özel yetkiler’le Kürt bölgesinden sorumlu kılındı, Irak düzenli ordusunun 1. ve 5. Kolorduları, Emniyet Genel Müdürlüğü, Askeri İstihbarat ve bunların yardımcılığını yapan ve ‘CahÅŸ’ olarak bilinen Kürt milisler Kürt bölgesinde görevlendirildi. 1. ve 5. Kolordularla kuÅŸatma hamleleri gerçekleÅŸtirildi. Bu geliÅŸmelerle birlikte dikkat çekici bir ÅŸekilde 17 Ekim 1987′de ulusal nüfus sayımı da yapıldı.

Aslında bütün bu hazırlıklar Enfal Harekatı’na yönelikti. Enfal Harekatı, 8 harekat olarak planlanmış ve çeÅŸitli aÅŸamalardan oluÅŸan bir soykırım harekatıydı. Nüfus sayımından 4 ay sonra, 23 Åžubat 1988′de planlanan Enfal Harekatı’nın birincisi baÅŸlatıldı. İlk saldırılar 23 Åžubat gecesi Sergelî ve Bergelî’ye yapıldı.

Halepçe Katliamı da bu Birinci Enfal Harekatı kapsamında gerçekleÅŸti. 16 Mart günü Irak Hava Kuvvetleri’ne baÄŸlı uçaklar, rüzgar yönüne doÄŸru kimyasal gazlar bıraktı ve burada 7 civarında Kürt katledildi. Kaçabilenler İran sınırına ve daÄŸlara doÄŸru gittiler, ancak yaÅŸam ÅŸansları pek olmadı, çoÄŸunluÄŸu yolda yaÅŸamını yitirdi.

Birinci Enfal’den 25 AÄŸustos-6 Eylül 1988 tarihleri arasında Behdinan bölgesinde gerçekleÅŸtirilen Sekizinci Enfal Harekatı’na kadar sistematik katliam politikası sürdürüldü. Bu tarihler arasında katledilen insan sayısı 182 bin olarak biliniyor. Milyonlarca insan ise yaralandı, yerinden yurdundan oldu, kamplarda açlık ve bakımsızlıkla ölüme terk edildi.

Enfal’de Nazi soykırım planı esas alındı

Enfal Harekatı sırasında uygulanan soykırım planı, Nazilerin Yahudilere karşı uyguladığı soykırım uygulamalarıyla birçok benzerlik arz ediyor. Raul Hilberg’in deÅŸifre ettiÄŸi Nazi soykırımı projesinin ‘dağınık bir grubu imha etme’ yöntemi Saddam rejimi tarafından kusursuzca uygulandı. Nazi soykırım planına göre, önce bir grup, yani kurbanlar tanımlanmalı, ondan sonra dağınık oldukları için bir araya getirilmeli, yani toplanmalı, son olarak da ortadan kaldırma iÅŸlemi uygulanmalı. Saddam rejimi de, yaptığı nüfus sayımıyla önce kurbanlarını tanımladı (ne kadar olduklarını, nerelerde yaÅŸadıkları, eÄŸilimlerinin ne olduÄŸu vb). Bu bölgelerin tamamı zaten ‘yasak bölgeler’ ilan edilerek zaten hedef haline getirilmiÅŸti. Sonra ise daha çok kırsal kesimde köylerde yaÅŸayan Kürtlerin toplanması iÅŸlemi hayata geçirildi. Çocuk, kadın, yaÅŸlı demeden on binlerce insan kamplara getirildi. Daha sonra ise sistematik bir ÅŸekilde bu insanlar toplu mezarların bulunduÄŸu yerlere götürüldü ve infaz edilerek cesetlerinin üstü örtüldü. Kamplarda tutulanların büyük çoÄŸunluÄŸu ise bakımsızlıktan ve açlıktan yaÅŸamını yitirdi.

Enfal Kur’an’da ne anlama geliyor?

Enfal kelimesi Arapça’da Ganimet anlamına geliyor ve aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’in 8′inci süresinin adıdır. Saddam’ın Kürtlere karşı baÅŸlattığı Enfal Harekatının 8 aÅŸamadan oluÅŸması bu açıdan dikkat çekiyor. Enfal Suresi, Bedir Savaşı sonrasında elde edilen ganimetin paylaşımı ve savaÅŸa iliÅŸkin hatırlatmalar üzerine vahyedilmiÅŸtir. İlginç olan ise, ülkesini İslami kurallara göre yönettiÄŸini iddia eden Saddam’ın yine Müslüman olan Kürtleri, Kur’an’daki bir surenin ismini verdiÄŸi bir harekatla soykırıma tabi tutmasıdır. Bu politika, günümüzde de İslami olduÄŸunu ileri süren ülkeler tarafından uygulanıyor.

‘Arapların kökenlerinin’ arandığı yerde Kürtler tarihten silinmek istendi

Enfal Harekatı’nda toplanan on binlerce Kürt, önce kamplara daha sonra ise toplu mezarların bulunduÄŸu yerlere götürülüp kurÅŸuna diziliyordu. Saddam’ın 2003′te devrilmesinden sonra Irak’ta Kürtlere ve Åžiilere ait çok sayıda toplu mezar ortaya çıkarıldı. Ancak hala on binlerce insanan gömülü bulunduÄŸu toplu mezarların çoÄŸunluÄŸu bilinmiyor. ‘Irak’ta Soykırım – Kürtlere Karşı Enfal Harekatı’ kitabında Enfal’de katledilen Kürtlerin gömüldüğü bazı toplu mezarlar hakkında ÅŸu bilgi veriliyor: ‘Üç büyük toplu mezarın yeri kurtulanların tanıklığıyla belirlenmiÅŸtir. Bunlardan biri, Fırat’ın kuzey kıyılarında, Ramadi kentine yakın ve İran-Irak savaşının ilk aÅŸamalarında zorla yerlerinden edilen İranlı Kürtlerin yerleÅŸtirildiÄŸi bir kompleksin bitiÅŸiÄŸindedir. Bir diÄŸeri Musul’un güneyinde bir arkeolojik kent olan El Hadhar (Hatra) yakınlarındadır. Üçüncü ise Samawa kasabasının dışındaki çöldedir. Hemrin Dağı’nda en az iki toplu mezarın daha bulunduÄŸuna inanılmaktadır. Bunlardan biri Kerkük ile Tikrit arasında, diÄŸeri ise Tuzxurmatu’nun batısındadır.’ Anlaşıldığı kadarıyla Kürtlerin gömülü bulunduÄŸu toplu mezarlar, Kürt coÄŸrafyasının dışında, Kürdistan bölgesi ile Irak sınırındaki mıntıkada ve özellikle de çöl bölgelerinde seçilmiÅŸ. Bu durum Kürtlerin ölülerine bile sahip çıkmasının istenmediÄŸi sonucunu gösteriyor. Bu arada burada ilginç bir ironiyi de aktarmakta fayda var. Büyük toplu mezarlardan birisinin bulunduÄŸu El Hadhar arkeolojik kenti Musul’un yaklaşık 100 km güneyinde yer alıyor. Saddam Hüseyin bu kentte özellikle arkeolojik kazıların yapılmasını istemiÅŸ ve bunun için yüklü miktarda maddi kaynak aktarmıştı. Çünkü Saddam, burada elde edeceÄŸi bulgularla ‘Arap ulusunun kadim kökenleri’ hakkındaki iddialarını güçlendirmeyi amaçlamıştı. Saddam’ın ‘Arapların kadim kökenlerinin’ kanıtlanması için kazı yaptırdığı arkeolojik bölge, Enfal Harekatı döneminde AraplaÅŸtırma politikasının kurbanı olan Kürtler için toplu mezar alanı olarak seçildi.

‘Kayıplarının’ akıbetini sormaya bile korktular

Enfal Harekatı sırasında binlerce insan alınarak kamplara, oradan da ölüme götürüldüler. Bunların çok az yakını hayatta kalabildi. Ancak uzun süre Irak ordusu tarafından alınan yakınlarının yaÅŸayıp yaÅŸayamadıklarından haberleri olamadı. Hayatta kalanlar yakınlarını uzun süre aradılar, ancak hiçbir sonuç elde edemediler. ‘Irak’ta Soykırım – Kürtlere Karşı Enfal Harekatı’ kitabında yer verilen Nuri’nin hikayesi çok ÅŸeyi anlamak için yeterli: Küçük Zap vadisindeki yakılıp yıkılan Celamort köyünden Nuri adında oldukça yaÅŸlı bir adam kayıp olan oÄŸlunu, gelinini ve iki yaşındaki torununu araÅŸtırmak üzere Çemçemal Kaymakamlığı’na gitti. Yetkililer, onların isimlerini kaydederek, üç gün sonra gelmesini istediler. GittiÄŸinde kaymakamlığın bu konuda yardımcı olamayacağını söylediler. Aslında görevli Nuri’ye, ÅŸunu söyledi: ‘Ben senin yaptığını bile yapamam. Sen sordun ama ben sormaya bile korkuyorum.’

Saddam’ın bir de ‘istisnaları’ vardı

Saddam Hüseyin, Enfal Harekatı’nın sekizincisini, 6 Eylül 1988′de ilan ettiÄŸi bir afla bitirdi. Bu aynı zamanda Enfal Harekatı’nın bittiÄŸinin de ilanıydı. Affa kadar 182 bin insan yaÅŸamını yitirmiÅŸti. Bunlardan geriye kadın, çocuk ve yaÅŸlıların büyük çoÄŸunluÄŸu genel af kapsamında bırakıldılar. Fakat Enfal erkeklerinin hiçbiri (yani eli silah tutabilen bütün erkeklerin) serbest bırakılmadı. Serbest bırakılan kadın ve çocukların çoÄŸu ise kamplarda bakımsızlık ve açlıktan öldü, ‘yasak bölgelere’ giriÅŸe hiçbir ÅŸekilde izin verilmedi, bu dönemden sonra ayrıca yüzlerce infaz gerçekleÅŸtirildi. Genel aftan sonra yaÅŸanan bütün bu olaylar, yetkililer tarafından, ‘affın istisnaları’ olarak deÄŸerlendirildi.

Katliamın bitmeyen izleri

Süleymaniye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Fuat Baban, 7 Aralık 2002 tarihli ‘The Sydney Morning Herald’ gazetesindeki makalesinde, Halepçe’de özürlü doÄŸum oranının HiroÅŸima ve Nagasaki’nin 4-5 katı olduÄŸunu belirtiyor. Hala yüksek oranda görülen özürlü doÄŸum oranı, katliamın sürdüğünün bir göstergesi olarak deÄŸerlendirilebilir. Çünkü kimyasal silahlarla yapılan katliamlar, yapıldıkları dönemle sınırlı kalmazlar, tahribatları uzun süre boyunca devam eder.

KDP ve YNK protesto edilmiÅŸti

KDP ve YNK’nin Halepçe Katliamı’ndan sonra halka karşı sorumluluklarını ne kadar yerine getirdiÄŸi hep tartışma konusu olmuÅŸtur. Ancak bir olay, aslında birçok gerçeÄŸi gösteriyor. 2006′da, Halepçe Katliamı’nın 18. yıldönümü için yapılan anma törenine katılan yaklaşık 10 bin kiÅŸi, KDP ve YNK’yi protesto gösterisi düzenlemiÅŸti. Protestocular, Kürt bölgesel hükümetini, Halepçe Katliamı’ndan kurtulanlar için yapılan yabancı bağışları çalmakla ve despotluk yapmakla suçlamıştı. KDP ve YNK güvenlik güçlerinin sert müdahalede bulunduÄŸu protesto gösterisinde en az bir kiÅŸi yaÅŸamını yitirmiÅŸti.

NURİ FIRAT

Yararlanılan Kaynaklar: Human Right Watch, Middle East Watch, Irak’ta Soykırım – Kürtlere Karşı Enfal Harekatı, Aram Yayıncılık

Bir Yorum var »