Xan Mehmûd, Osmanlı’ya Başkaldırdı [1838]
20 December 2011 – 18:35 | Bir Yorum Var!

Kürdistan’ın doÄŸusunda Safevi Hanedanlığı’nın, batıda Osmanlıların yükseliÅŸe geçtiÄŸi 16. yüzyılın ilk yarısı Kürdistan için de bir dönüm noktasıydı. Kürt Emirlikleri ve çeÅŸitli Türkmen idareleri tarafından yönetilmekte olan Kürdistan, ÅŸiddetli saldırılar sonrası kısa bir süreliÄŸine Safevilerin …

Okumaya devam edin »
Belge

Kürdistan Tarihine dair belgeleri bu bölümde bulabilirsiniz. Ayrıca elinizde belge varsa yayınlamamız için bize yollayabilirsiniz.

Kürdistan Tarihi

Kurdistan Tarihi konularını bu kategoride bulabilirsiniz. Bazı yazıları diğer kayegorilerle de ilişkilendirilmiştir.

Kürt Devletleri

Tarih boyunca kurulmuş Kürt Devletlerinin, Hanedanlıklarının ve Yerel Hukükümetlerin bir kısmını bu kategoride bulabilirsiniz.

Kürt Edebiyatı

Kürt Edebiyatı, Edebiyat Tarihi ve Kürtlerin yayımladığı tarihi gazeteler bu bölüm altında toplanacaktır

Video

Bu kategori müzik ağırlıklıdır. Farklı videolara da yer verilecektir.

Anasayfa » Kürt Edebiyatı

Kürt Edebiyatı Tarihi

tarafindan 28 March 2009 – 10:27 tarihinde eklendiBenim de diyeceÄŸim var

 Sözlü edebiyatın bolluÄŸu ve zenginliÄŸi, yazılı edebiyatı gözden kaçırmamıza sebep olmamalı. Yazılı edebiyat, ilk kez Erzurum’da Rus konsolosu olarak vazife yapan Polonyalı A. Jaba tarafından günışığına çıkarılmıştır. O zamandan beri araÅŸtırmalar devam etmiÅŸ, bilgimiz geniÅŸlemiÅŸtir. Bu konuda Moskova’da yazılmış bir eser hakkında henüz bilgi sahibi oldum; fakat ondan önce basılmış olan en kapsamlı kitap, BaÄŸdat’da 1933

ahmede_xanisenesinde Kürtçe olarak basılan olan Aladdin Secadi’nin Kürt Edebiyatı Tarihi dir. Bu kitap 634 sayfalık geniÅŸ bir eserdir. Yazar, edebiyatı ve üslupların geliÅŸimini safha safha incelemektedir. Ardından, 24 ÅŸairi geniÅŸ bir ÅŸekilde tanıtır ve Irak ile İran’ın tüm yaÅŸamayan 212 ÅŸairin eserlerinden örnekler verir. Nesir yazarlarına yer verilmemiÅŸ, bu konu daha sonraki bir cilde bırakılmıştır.

Burada tüm örnekleri nakletmek gibi bir iÅŸe giriÅŸmek mümkün deÄŸil. Ancak, okurların tüm edebiyatçılar yelpazesinde din adamlarının geniÅŸ bir yer tutuÄŸunu öğrenmekle hayrete düşmeyeceÄŸinden eminiz. Bu tabiidir ve kadim zamanlardan beri ve her yerde “ulema” arasında öğrenim ve ÅŸiirin elele gittiÄŸi bilinen bir gerçektir. Bu uzun listede ÅŸairlerin dini mensubiyetleri her zaman belirtilmemiÅŸ olmakla beraber, 50 molla, 31 ÅŸeyh, 5 mevlana ve 4 feqinin isimleri dikkat çeker. Bunların arasında 9 han, 3 emir, 11 bey ve kadın ismi de vardır.

Kürt edebiyatının kökenleri belirsizdir ve kesinliÄŸe kavuÅŸmamıştır. Bazı ÅŸairlerin yaşıdıkları dönem konusunda da tarihçiler her zaman aynı fikirde deÄŸildirler. Genel olarak, Kürt yazarlar, eserlere dair çok eski tarihler vermekle birlikte, bu kronoloji daima kanıtlanamaz. Bazı ÅŸiirler hakkındaki tarihlerde de aynı sorun karşımıza çıkmaktadır. ÖrneÄŸin; Bay Socin’e göre Dımdım Destanı’nın ÅŸairi Mele Ehmedi Batê’dir (1417-1495). Oysa destana ilham olan olayın tarihi 1608 olduÄŸuna göre, bu mümkün deÄŸildir. Benzer ÅŸekilde, 1481′de ölmüş olan üstadı Melayê Cızıri için bir mersiye yazmış olduÄŸuna göre, Feqiyê Teyran’ın (1307-1375) yazmış olması mümkün deÄŸildir. Aynı ÅŸekilde Kürt Ronsardi Eli Vermuki’nin 11. asırda yaÅŸamış olduÄŸunu kabul etmek hayli zordur. Bu, pek çok tarihçi için meçhuldur ve ondan bahsedenler birbirlerini tekrar eder. Åžairin kullandığı kelimeler ve üslubu üzerinde ciddi bir çalışma yapılacak olursa, mesele çözülebilir. Ancak, özgün metinler, Berlin bombardımanı sırasında kaybolmuÅŸtur. Bazı Kürt editörleri, eski edebiyatçıların metinlerini, modern okuyucu için daha anlaşılabilir kılmak maksadıyla hiç çekinmeden asrileÅŸtirebilmektedir. Ama bu baÅŸarıları, eleÅŸtirel incelemelere mani olmaktadır. Hemedan’lı Baba Tahir’in dört tasavvufi rubaisi karışık ve arkaik bir lisanla yazılmış olmakla beraber, Kürtler, bunları kendi edebiyatının bir örneÄŸi olarak kabul etmektedirler. Bu Gestes Åžarkıları’nın, Fransız edebiyatına mal olmasına benzer. Fakat bunlardan yararlanmak için okunması bile gerçek bir öğrenimi gerektirmektedir. Kesin olan ÅŸu ki, Åžeyh Ahmet Tekhti (1640 dolayları) ve Åžeyh Mustafa Besarani (1641-1702) gibi bazı Gorani ÅŸairleri onu takip etmiÅŸlerdir.

Müphem kalan hususlar bir yana, Kürt edebiyatının klasik çağı 15. asırda baÅŸlar; bu dönemde mükemmel ÅŸairlerden oluÅŸan bir galaksi ile karşılaşırız. Hepsinin üstünde ve hepsini geride bırakan isim, daha çok Cizreli Molla olarak bilinen Åžeyh Ahmet NiÅŸani’dir (1407-1481). Tasavvufi divan’ı, konuya yabancı olanlarca anlaşılması zor bir eserdir. İran tasavvuf geleneÄŸine ait temaları iÅŸler. Sık sık yeniden yayınlanan Mevlûd’uyla ünlü Mela Ehmedê Batê, Eli Heriri (1426-1495), Mukuslu Mir Muhammed veya “Sinna Åžeyhi’nin Tarihi” ve “Kara Süvari Tarihi” ile meÅŸhur Feqiyê Teyran da onu ve ekolünü takib etmiÅŸlerdir.

Bir asırdan fala süren bir duraklamadan sonra, Kürt edebiyatının simalarında yeni bir yıldız doÄŸmuÅŸtur: Hakkari kökenli Ehmedê Xani (1650-1706). Pekala Kürt milli tarihi olarak vasıflandırılabilecek Mem û Zin’in yazarıdır. Memê Alan destanının iÅŸlendiÄŸi bu eserde, destan klasik edebi kurallara ve İslami geleneÄŸe uyarlanmıştır. Öğrencisi Beyazidli İsmail (1654-1709), pekçok gazelin yanısıra Gülzer adlı Kürtçe-Arapça-Farsça manzum bir lugat hazırlamıştır. SiyapuÅŸ, aynı dönemde yaÅŸamış diÄŸer bir ÅŸairin mahlasıdır.

17. asır pek parlak olmamakla beraber, Çölemerikli Şerif Han (1688-1748), Beyazidli Murad (1736-1778) ve Kürt dilinde bir benzeri daha olmayan tıbbi bir risale yazmış olan Erivaslı Molla zikredilebilir. Aynı dönemde, Hana-ê Abadi (1700-1750) ve Selevatname adlı eser ve lirik şair Mahzuni (1783) ile başlayan, Gorani dilinde dini nazım geleneği hızla yayıldı.

19. asırdan I.Dünya Savaşı’na kadar olan dönemde çok sayıda ÅŸair yetiÅŸti. Bu dönemde iki akım tespit edilebilir. İlki: Dini ve tasavvufi gelenek, pekçok tekrar ve taklidiyle tasavvuf öğretilerini, Divanların beyitleriyle yaymaya çalışan ÅŸeyh ve mollaların yazılarında sürmekteydi. Bu akım, klasik İran ÅŸairlerinden çok açık bir ÅŸekilde etkilenmiÅŸtir. NakÅŸibendi Tarikatı’nı Kürdistan’da yayan Mevlana Halid (1777-1821), dini eserleri 20 cildi bulan Åžeyh Maruf Nuri (1755-1837), Siirtli Molla Halil (1830′a doÄŸru), Molla Yahya Mizuri, dava vekili Revanduzlu Mir Kor (1826-1889), Nureddin Bifirki (ölümü 1846) ve Xani’yi taklid ederek, Peygamber ve Kürdistan’ı metheden eserler veren Evdereham Aktepi özellikle zikredilmelidir. Süleymaniye ÅŸeyhleri de anılmalı. Bunlar; bu dünyanın azaplarına aÄŸlayan Selim (1845-1909), Herik veya Molla Salih’i (1851-1904) taklid ederek sofi teorilerini savunan eserler veren NakÅŸibendi Mehri’dir (1830-1904). İran’da ise ÅŸairler daha verimlidir, örneÄŸin; Sefi Vako (1808-1881) 20.000 beyit yazmıştır; Fatih Jibaru (1806-1876), Kürtçe, Arapça, Farsça ve Türkçe ÅŸiirler yazmıştır. Mevlevi olarak anılan, Molla Rehim Tevagozi (1806-1852) bir yenilikçidir, pekçok yeni fikrin babasıdır ve kafiyeleri farklı olan kıtalar yazmıştır. Nihayet, Ehli-hak mutasavvıfların defter ve kaleminden de sözedilebilir: 1852′de ölen Timur Kuli ve mirasçısı olan ve 1875′lere doÄŸru yaÅŸanmış olan Teyfur ve DerviÅŸ Newruz. Leyla ve Mecnun üzerine Kürtçe bir destanı Molla Velev Han’a (1876-1885 civarında) ve karısının ölümü üzerine yazdığı hareketli bir mersiyeyi Ahmed Bey Komasi’ye (1795-1876) borçluyuz.

İkinci bir cereyan ise, 19. asırda ortaya çıkmıştır. Lirizm hızla yayılmış ve vatanseverlik nihayet ve sürekli olarak ÅŸiirde yerini almıştır. Kısaca, Hakkarili Åžah Pirto (1810), aynı dönemde yaÅŸayan ve “AÅŸk ve Dostluk Kasidesi” ile meÅŸhur Muhammed AÄŸa Caf; Kurdi (Mustafa Sahibkıran, 1809-1849); Salim (Abdurrahman Sahibkıran 1800-1866), pekçok türde usta olan Mufti Zehavi (1792-1890), Vefayi (Mirza Rahim 1836-1912) ve maharetli Edeb (Evdellah Bey Mizbah 1859-1912), hem lirik hem de tasavvufi ve vatanseverlik ÅŸiirleriyle ün kazanmışlardır. Åžehrizor’lu Nadi (Mela Hizer 1797-1855), anavatanı Kürdistan’ı övmüş; uzlaÅŸmaz Hacı Kadir Koyi (1815-1892) ise, bilimsel ilerlemenin verdiÄŸi ilhamla, molla ve ÅŸeyhlerin zihni uyuÅŸukluÄŸuna veryansın etmiÅŸ, ÅŸeyhlerin modern yaÅŸama uyum saÄŸlayamayacağını iddia etmiÅŸtir. Din adamlarını bencillik ve fikir hürriyetine mani olacak ÅŸekilde zihni tembellikle suçlamıştır. Åžiirleri hala gençleri heyecanlandırmakta, ayaÄŸa kaldırmakla, materyalist felsefesine raÄŸmen (veya bu sebeple), bugünkü ÅŸairleri bile etkilemektedir. Åžeyh Rıza Talabani’den (1835-1910) ayrıca sözetmeli; Talabani, tuhaf bir ÅŸahsiyet, tuhaf olmakla beraber, bir agnostiktir. Yalnızca Kürtçe deÄŸil, Farsça ve Türkçede irticalen ÅŸiir söyleme kaabiliyetine sahipti. Kısa hicivlerin kendine has bir tadı ve cazibesi vardır. Genellikle derin bilgisini sergiler, bazen öğreticidir; fakat zaman zaman kabalığa ve alaycılığa kayar. Ancak, hala Iraklı Kürt ÅŸairlerinin en iyi bilinenlerindendir.

Yeni Dönem: 1920′den Günümüze
Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun çözülmesinden sonra, yeni devletlerin kurulmasıyla Orta DoÄŸu’ya hayli deÄŸiÅŸiklik getirmiÅŸ olan I. Dünya Savaşı, Kürt edebiyatını da etkiledi. Önceleri İstanbul, Kürt münevverlerinin biraraya geldiÄŸi ve eserlerini neÅŸrettikleri bir merkezdi. Bugün ise, Kürt edebiyatının odak noktası Irak’a ve özellikle baÅŸkent BaÄŸdat’a kaymıştır. Ancak tek merkez burası deÄŸildir. Lakin Kürt edebiyatına ivme verebilecek olanlar, sadece Kürt dergilerini yayınlayanların çabalarıdır; eski ÅŸairlerin eserleri ve yeni yazarların ürünleri, bu dergilerde sergilenmektedir. Düşmanlıkların sona ermesi ile birlikte, Kürt yayıncılığı ve dergiciliÄŸi, Irak’ta, baÅŸta merkezleri olan BaÄŸdat, Kürt miliyetçiliÄŸinin ocağı Süleymaniye, Revanduz ve Erbil olmak üzere, serbestçe geliÅŸmeye baÅŸladı. ÇoÄŸu kısa süreli olduÄŸundan hepsini sıralamak gereksiz. Fakat, edebi ve sosyal deÄŸerlerini gözönünde tutarak bazıların kısaca tanıtalım. Süleymaniye’de çıkan Jin adlı haftalık dergi, 1924′den beri aksamadan yayınlanmıştır; 1939-1949 arasında BaÄŸdat’da Gelawej; 1954′ten beri Erbil’de Hetaw yayınlanmıştır. Sovyet Ermenistan’ında, 1929′dan beri Erivan’da Rêya Teze; İran’da 1959-1963 arasında Kurdistan yayınlanmıştır. Bedirhan kardeÅŸler Åžam’da 1932-1935 ve 1941-1943 yıllarında Hawar’ı (57 sayı), 1942-1945′de Ronahi’yi (28 sayı); Beyrut’da 1943-1946′da Roja Nû’yu (73 sayı) yayınladılar. Kürt Demokrat Partisi, 1958′den beri Xebat’ı yayınlıyor. Bugün, Kürt edebiyatı sadece Sovyetler BirliÄŸi ve Irak’ta kazasız, belasız yaÅŸayabilmektedir. Åžimdi bu dönemi inceleyebiliriz.

Nesir

Nesir, uzun zamandır hayli fakir bir alandı; ancak I. Dünya Savaşı’ndan beri yabancı edebiyatla iliÅŸki sayesinde geliÅŸebildi. Bu geliÅŸme, Kürtçeye yapılan tercümelerden kaynaklanmıştır. Tercüme gayreti, kelime haznesinin yenilenmesini, çaÄŸdaÅŸlaÅŸmasını ve zenginleÅŸmesini saÄŸladı. Kürt okuyucular bu yolda, Kürdistan’a yabancıların yaptığı seyahatlerle ilgili deÄŸerlendirmeleri okuma fırsatı buldular. Özellikle Rich, Milingen, Hobbard, Lord Curzon, Freya Jtark ve benzerlerinin gözlemlerini okudular. Özellikle tıbbi alanda bilimsel makaleler ve dünya edebiyatından örnekler tercüme edildi. Sovyetler BirliÄŸi’nde Rusça ve Ermeniceden yapılan tercümeler, Marks, Lenin ve Stalin sözkonusu olduÄŸunda bile, sadece nisbeten önemli alıntılarla sınırlıdır. Burada, PuÅŸkin, Lermontov, Tolstoy, Gorki, Taumaninan ve diÄŸer Rus, Sovyet yazarlarından pek az sayfa tercüme edilmiÅŸtir. Lübnan’da Victor Hugo, Daudet ve Lamennais’den pek az pasaj tercüme edilmiÅŸtir. Irak’ta ise Arapça ve İngilizceden bazı metinler tercüme edilmiÅŸtir; ancak burada, mütercimler daha cesur, daha ehliyetlidirler ve kısa pasajlarla tatmin olmazlar. Gerçekten de, Shakespeare’nin “Fırtına”, Voltaire’in “Zadig”, Gorki’nin “Palto” ve Corcis Zeydan’ın “Selahaddin’in Hayatı” gibi eserleri tamamen tercüme etmekten kaçınmamışlardır. Bu kuÅŸkusuz daha ilginç ve daha öğretici olmaktadır.

Kürtlerin kendilerini daima rahat hissettikleri bir alan ise tarihtir. Cizreli ibn Athir (1160-1234), Erbilli ibn Xalikan (1209-1282) ve Selahaddin ailesinden Abdul Fida (1273-1331) gibi Kürt tarihçilerinin, umumi tarih sahasındaki eserlerini Arapça olarak kaleme aldıkları doÄŸrudur. DiÄŸer taraftan Åžerefhan Bidlisi ise, Åžerefname (Kürtlerin Tarihi 1596) adlı eserini Farsça kaleme almıştır. Bu temel kitap, yakın zamanlara kadar Arapçaya çevrilmemiÅŸti. İlk kez M. J. B. Rojbeyani tarafından yapılan tercüme 1953′te BaÄŸdat’ta ve M. Eli Evni (1892-1961) tarafından yapılan diÄŸer bir tercüme ise 1958-1960′da Kahire’de basıldı. Evni, Arapça’ya baÅŸka Kürtçe tarih kitaplarını da tercüme etti. Bu tarih yazıcılığı mirası, Kürtler tarafından ihmal edilmemiÅŸtir. Yaptıkları önemli çalışmalarla Kürt ve Kürdistan tarihine hayli ışık tutmuÅŸ üç Iraklı Kürt yazarının ismini zikretmek yeterlidir. Hüseyin Hüsni Mukriyani (1886-1947), M. Emin Zeki (1880-1948) ve Refik Hilmi (1961). R. Hilmi, Åžeyh Mahmut isyanları üzerine bir çalışma yapmıştır. Dr. Nuri Dersimi ve Albay A. Yamulki ise, Dersim tarihi ve Kürt isyanları üzerine Türkçe eserler vermiÅŸlerdir (1957). M. Brifkani (1953), M Ciyawok (1954) ve Hasan Mustafa (1963) ise Barzani hareketleri üzerine Arapça eserler vermiÅŸlerdir. İran’da ise Kürt yazarlar RaÅŸid Yasimi (1940), İhsan Nuri (1955) ve Muhammed Marduhi Kürdistani tarih çalışmalarını Farsça kaleme almışlardır. Bu kitaplar yakın dönemde, ilk ikisi Dr. A. Müftizade tarafından Kürtçe’ye ve üçüncüsü M. Fida tarafından kısmen Arapça’ya tercüme edilmiÅŸtir (1958). Tezat bir ÅŸekilde, Ermenistan’da yaÅŸayan N. Mahmudov, Kürt halkı üzerine yazdığı Kürtçe kitabını 1959′da, Erivan’da yayınlamıştır. Kürt yazar, Muhammed Mukri’nin Ehli Hak üzerine Fransızca kaleme aldığı dini ve sosyolojik çalışmalar da zikredilebilir.

Pek az Kürt, Kürdistan’ın içlerine yolculuk yapmış, gezi ve gözlemlerini kaleme almıştır. Elimizde, Ali Seydo’nun 1939′da Arapça ve E. Sacadi’nin 1956′da Kürtçe olarak kaleme aldığı gezi notları bulunuyor. Goran’ın Hevraman’a yaptığı seyahatın notları, Kürtçe ve manzumdur (1933).

Sovyet Ermenistan’ında iki yazar, propaganda unsurlarıyla dolu olmasına raÄŸmen canlılık ve renklilikten mahrum olmayan, hayat hikayelerinı yayınlamış bulunuyorlar.

Kürt Çoban’ın (1935) yazarı Ereb Åžemo, 1958′de Berbang (Åžafak) baÅŸlığını taşıyan bir kitap yazdı. Aynı yazar, yalnızca baÅŸlangıcını Sovyetler’de yazdığı Mutlu Hayat adlı eserini ise 1959′da yayınladı. 1947′de ölen Vezir Nadir ise, Sefaletle Öğrendik adlı aynı türde bir eser verdi. E. Avdal’ın “Transkafkasya Kürtleri’nin Tarzları ve Adetleri” ise maalesef Ermenice kaleme alınmıştır.

Edebiyat eleÅŸtirisi, edebiyat tarihi ile yakın iliÅŸki içindedir. Genellikle makale ve notlar üzerine ürün verilmekteyse de, bu, Celadet Bedirhan (1893-1951), Yunus Rauf (1917-1943) ve Cemil Bendi Rojbeyani gibi, özellikle Zengene, Kelhur ve komÅŸu aÅŸiretlerin yazar ve ÅŸairlerine eÄŸilmiÅŸ otoritelerin dahice eserleri için söylenemez. M. Haznedar, çeÅŸitli ÅŸiir antolojilerine önsöz yazarak katkıda bulunmuÅŸ ve Kürt ÅŸiiri üzerine bir inceleme yayınlamıştır. Sovyet Ermenistan’ında iki genç münekkid dikkat çekmektedir; Emerik Serdar ve Ordihan. Fakat bu sahanın yıldızı, Iraklı Kürt Alaaddin Secdi’dir; Kürt Edebiyatı Tarihi (1952) adlı eseri, akademik ve kültürel bir abidedir. KuÅŸkusuz bu eser hata ve noksanlıklar içermektedir. Ancak bir bilgi hazinesi olduÄŸu da kesindir. Ele aldığı yazar üzerine ÅŸiirsel bir nesirle yazdığı bir medhiye ile baÅŸlamakta, kısaca hayatını anlatırken, kronolojiye ve zaman-mekan ayrıntılarına özel bir dikkat sarfetmektedir. Ardından, özellikle hala yayınlanmamış olan eserlerinden geniÅŸ alıntılar yapmakta, daha sonra yorum yapmaktadır. EÄŸer eser, Irak’ta kullanılmayan bir lehçeyle, mesela, Goranice yazılmışsa, tam bir tercüme yapar. GerektiÄŸinde sunulan eserin baskılarını da verir.

Nesir olarak yazılmış edebiyat harikalarına geçebiliriz. Masallar ve kısa hikayeler. Bunlar çok sayıdadır ve çoÄŸunluÄŸu, gençlerin maharetlerini sergilediÄŸi dergilerde yayınlanmıştır. Kısa hikaye ve masal konularında harikalar yaratan Kürtler’in kökeninden, tamamen tabii bir ÅŸekilde akmaktadır. Bu sahada sivrilmiÅŸ yazarların bir listesini vermek niyetinde deÄŸiliz; kaldı ki, pekçok ismi de biliyoruz. Ancak, Irak’lı Kürtler arasında M. M. Emin, M. J. Wurdi, K. G. Baban ve aynı zamanda çok iyi bir mütercim olan J. A. Nebez anılmalıdır. OrtadoÄŸu’da yayınlanan Kürtçe dergilere geçmiÅŸte katkıda bulunmuÅŸ yazarlar hakkında daha fazla bilgiye sahibiz; ahlaki dersler veya güzel hayvan masallarının yazarı M. E. Boti, okuyucuların zihninde yeni fikirler açan Kadri Can; Lausanne’da Momier’min ÅŸahsiyetçiliÄŸi üzerine bir doktora tezi yazmış olan ve hikayelerinde daima vatansever bir koku yeralan Dr. Nureddin Yusuf Zaza. Osman Sabri’den ayrıca sözetmek gerekir. Daha ziyade maceralı iliÅŸkilerden ve yurttaÅŸlarının adetlerini naklederken haz duyan Sabri, Selahaddin ve Napolyon üzerine tarihi makaleler yazmıştır. Av hikayeleri, kendine has bir renk taşır. Basit ve dolaysız tarzı, geniÅŸ hayat gücüyle gözümüzün önüne yaÅŸam dolu sahneler getirir. Kendisini günümüzün en büyük nesir yazarı olarak selamlıyoruz. Daha sonra bir yazar olarak deÄŸineceÄŸimiz Cigerxwin, 1946′da, Cim ve Gülperi adında genç bir çiftin sıradan maceralarını anlattığı uzun bir hikaye yayınladı; kendisi bunu roman olarak deÄŸerlendirmede hatalıdır. Sovyet Ermenistan’ının pek nesirci yetiÅŸtirmemiÅŸ olması üzücüdür. Ancak, Yeni Bir Sabah (1947) ve Kürt Halk Hikayeleri (1959) yazarı H. Cındi ve Damê Xatê (1959) ile Uyanış (1960) yazarı Evderehman zikredilebilir. Gerçekten de çok üretken bir yazar olan ve edebiyat tahlilleri, masallar, felsefe, fikir ve tarihin harmanlandığı kısa hikayeler içeren, üç ciltlik Makale ve Yazılar’ın (1957-1958) yazarı E Secadi’nin “İnci Dizisi”, kendi türünde eÅŸsiz bir eserdir.

Tüm bunlar bir gerçeği ortaya koymaktadır; bazı önemsiz denemelere karşın, Kürt edebiyatında roman yoktur. Aynı şekilde, tiyatro eserlerinin de mevcud olmadığı söylenebilir. Bazı hamilerin yardımıyla bazı girişimler yapılmışsa da, bu fazlailerlemedi. Oysa, roman ve dram için konu yokluğu sözkonusu değildir. Kürt halkının tarihi, efsane ve destanları, feodal imtiyazlar ve başlık parası gibi eski adetler ve hatta modern psikolojik ve toplumsal durumların yarattığı duygusal, bilinçsel ve ahlaki çatışmalar pekala malzeme olabilir. Lakin, bu hakiki veya efsanevi olguların, sanatsal hayal gücüne dayalı yaratıcılık sahasında işlenmesi ve rasyonel olarak bu sahaya uyarlanması, bir kaç kıta yaratmak için gerekli olandan daha fazla çabaya ihtiyaç duymaktadır. Bugüne kadar eksikliği çekilen de budur. Fakat aynı husus, Araplarda dram sanatı için de söylenebilir.

Nazım

Kürt edebiyatında nesir yazarlarının artış göstermesi nedeniyle, ÅŸiirin kaybolmakta olduÄŸu sanılmasın. Bu gerçekten hayli uzaktır. Åžeyhler, tasavvufi ÅŸiirsel kaygı ve tasarımlara yönelerek dengeyi tekrar tesis etmiÅŸlerdir. Özellikle Irak’ta, büyük bir kısmı elyazmaları halinde bir köşede kalmış bulunan 19. asır ÅŸiiri 1920-1939 senelerinde yayınlandı. Mehvi’nin ÅŸiirleri 1922′de, Nali, Kurdi ve Hacı Kadir Koyi’nin 1931′de, Salim’in 1933′de, Talabani’ın 1935′de, Edeb’in, 1936 ve 1938′de Herik ve Mevlevi’nin 1938 ve 1940′da yayınlandı. Kürt ÅŸairlerinin hayli açıklayıcı müstear isimler kullanmakta oldukları dikkat çekicidir. Aynı dönemde, Emin Fevzi (1920), Eli Hemal Bakir (1938), Mela Ebdılkerim (1938) ve Refik Hilmi (1941-1956) sayesinde, eski ÅŸairlerin antolojileri de günışığına çıktı.

Fakat herÅŸey gibi Kürt ÅŸiiri de deÄŸiÅŸmektedir. M. A. Haznedar, 1962′de kafiye ve vezin üzerinde özellikle durduÄŸu ve münevver Arap ve Fars ÅŸiirinin karışık kurallarını izleyen kadim veya klasik ÅŸiirle, ölçü ve biçim açısından daha serbest olan modern ÅŸiiri mukayese ettiÄŸi harika bir inceleme yayınladı. Genç kuÅŸak, yeni tarzı yeÄŸlemektedir.

Tamamen tasavvufi eserlere gittikçe daha nadiren rastlasak da, bunlar bütünüyle kaybolmamışlardır; Kake Heme Nari (1874-1944), hala Allah aşkı ve yalnızlık üzerine şarkılar söylemektedir. Dahası Iraklı, Suriye veya Sovyet ülkelerinin vatandaşı olsun, hiçbir şair tek telden çalmaz; havaya girdiklerinde, bazen lirik, bazen adanmış, bazen vatansever şairler olarak karşımıza çıkarlar. Bu nedenle, bunları kategorik olarak sınıflandırmak bir hayli zordur.

Öğretmenlerden henüz sözettik. PekçoÄŸu hemen her zaman fabl türünde didaktik eserler vermiÅŸlerdir. Osman Sabri’nin (kendisi öğretmen deÄŸildir) Suriye’de yaptığı ve genç Sovyet yazarlarının yapmakta olduÄŸu budur. Yazarken zihinleri öğrenciyle meÅŸguldür ve eserlerinde ahlaki dersleri veren tınıları algılamamak mümkün deÄŸildir. Bu her zaman büyük ÅŸiir deÄŸildir; ancak, genellikle basitlikten ve canlılıktan kaynaklanan bir kalite sergiler.

Gerçek ÅŸairler, lirik eserler verir; aÅŸk, aile, tabiat ve harikalarını, çalışma ve gündelik hayatın ÅŸarkılarını söylerler. Irak’ta ÅŸair-i azam, Kürt toprağının güzelliklerine ve tarihine duyduÄŸu aÅŸkı, genç kalplere aktarmayı bilmiÅŸ olan Piremerd (ihtiyar) Hacı Tevfik’tir (1867-1950). Ziver olarak tanınan Evdellah Muhammed (1875-1748) de, gençlerle ilgilenmektedir; tabiatı ve memleketinin cazibelerini ÅŸiirleÅŸtirdiÄŸinde derin hisleri ayaÄŸa kalkar ve okurun hislerini de ayaÄŸa kaldırır. 1900′de doÄŸmuÅŸ olan Kani veya Muhammed Åžeyh Evdal Kadir, yurdun çeÅŸitli mest edici sahnelerini, bir kısa cüzler dizisi aracılığıyla tasvir etmektedir; bu cüzlerin isimleri de gönlü ve ruhu okÅŸayan ıtırlar gibidir: Mervan’ın Gülbahçesi (1951), Germiyan Ovası (1955). Bêkes, Faik Evdelah’tan (1905-1948) hayli farklı bir ÅŸahsiyettir. Bêkes, Verlaine gibi sadece ÅŸiir için yaÅŸamış, fizik ve moral bedbahtlığına raÄŸmen genç kuÅŸakları adalet, iyilik ve vatan için mücadeleye sevketme uÄŸraşını asla bırakmamış, çok eza görmüş, talihsiz bir hayat sürmüştür. Åžahkir Fatar, 1924′de Kufri’de doÄŸmuÅŸ olan Neriman (Mustafa Seyid Ahmed) ve 1926′da Kameran’da doÄŸmuÅŸ olan Resul Bizar Gerdi gibi genç ÅŸairler, saleflerinin izinden gitmektedirler.

Sovyet Ermenistan’ında ise, eski efsaneleri derlemeye ve daha kiÅŸisel eserleri derlemeye girÅŸmeden önce, akademisyenler için yazmaya yönelmiÅŸ, kıymetli bir grup mevcuttur. 1906 doÄŸumlu H. Cındi ve 1910 doÄŸumlu Eminê Evdal’ın kendileri de öğretmendir ve ÅŸiirlerinde akademik bir tad sezilir. Mikail RaÅŸid, daha genç görünmektedir ve Kalbim (1960) adlı hayli ustalıklı bir ÅŸiir örneÄŸi vermiÅŸtir. Gerçekten de, mısralarında çeÅŸitli teknikleri sergilemekte ve sekizlik kıtalarından sıcak duygular taÅŸmaktadır. Fakat, bütün olarak bakıldığında, ÅŸiiri ideolojik ve komünist idealizmini yansıtmaya yöneliktir. Yine de, 1908 doÄŸumlu Casımê Celil gibi, o da parlak bir ÅŸairdir. Celil, yıllık Sovyet Kürt yazarları antolojilerinin resmi editörüdür. DoÄŸal olarak, kendi eserleri de bu antolojide yeralmaktadır. Kendi ÅŸiirlerini topladığı eserleri de vardır; Alagöz, (1954) ve Günlerim (1960). Farklı baskıları karşılaÅŸtırmak ilginç olacaktır, zira, her biri geniÅŸ bir ÅŸekilde yeniden iÅŸlenmiÅŸtir. Sanatsal bilincinin bir iÅŸareti olarak, eserlerini neredeyse yirmi defa yeniden dokumuÅŸtur. Bu iki cilt, ÅŸiirsel ve ustalık bakımından daima mükemmel olmasa da, sıradanlıktan ustaca kaçış denemesini sergilemektedir. Bir sevgilinin, ÅŸu meydan okumasında da bu görülmektedir:

Ben vahşi bir gül goncası;
Parlaklığını verir bana
güneş,
Parlaklığını yağdırır çiy damlaları.

Dokunmazsan bana,
Çiçeklenemem ya;
Dokunmazsan bana,
Mahrum kalırsın kokumdan.

Ben bir yaban gülü, daÄŸların gülü…
Senden uzaklardasın sen.
Çiçekler sevda okşayışlarında.
Aşkla yumuşasın, köklerimi saran toprak

Dokunmazsan bana,
Çiçeklenemem ya;
Dokunmazsan bana,
Mahrum kalırsın kokumdan.

Ben bir yaban gülü, daÄŸların gülü…
Senden uzaklardasın sen.
Ey hassas bahçevan, gülden anlayan…Gel kopar beni, aşır beni daÄŸlardan.

Dokunmazsan bana,
Çiçeklenemem ya;
Dokunmazsan bana,
Mahrum kalırsın kokumdan.

Cesursan, aparırsın beni uzaklara;
Hoş edersin gönlümü,
Bir taze gelin gibi.

Dokunmazsan bana,
Çiçeklenemem ya;
Dokunmazsan bana,
Mahrum kalırsın kokumdan.

Emir Kamuran Bedirhan da, dilbilimsel ve siyasi faaliyetleri dışında, güzel şiirler yazmıştır. Çok sayıda derleme yayınlamıştır. Okul çocukları için Çocuklarımın Kalbi (1932), Fransızca ve Almancaya tercüme edilen Işık ve Kar (1935) ile mizahi Hayyam Rubaileri (1938). Aşk temasını işleyen bu lirik mısralar, büyük bir duygu inceliği, kendine has bir hayal gücü ve etkileyici bir ifade usülü sergilemektedir.

Temelde lirik olan bu ÅŸiirlerin yanısıra, toplumsal içerikli, “adanmış” eserlerle de karşılaÅŸmak ÅŸaşırtıcı olmamalı. Çünkü, ÅŸairler daima yeniden doÄŸuÅŸu vaazdeden, geçmiÅŸteki istismarı eleÅŸtiren ve gelecekteki mutluluk ihtimallerini sezen peygamberler olagelmiÅŸlerdir. Sovyet ÅŸairlerinde sıklıkla tekrarlanan temalar, önce kadının özgürleÅŸmesi, feodal sömürüye son verilmesi, dini ibadet ve inançların kökünden sökülüp atılması gerektiÄŸini hatırlatmaktadır. Yazarın bu temaları vurgulamadığı bir derleme bulmak mükün deÄŸildir. Etar Åžero, dörtlüklerinin hemen hemen tamamında, Kürtlerin eski devirlerdeki halini iÅŸlemektedir; cehalet, sefalet, baskı ve tekrar tekrar kaldırılması gereken bir kölelik kalıntısı olarak gördüğü baÅŸlık parası ödeme adetine döner. Bu, diÄŸer ÅŸairlerin de sıklıkla iÅŸlediÄŸi bir nakarattır adeta. Öyle ki, bu adetin kökünün kazınmasının hayli zor olduÄŸu anlaşılır. Usıv Seko, “Sihid” adlı ÅŸiirinde, zenginlerin ve tacirlerin zorbalığı karşısında, fakirin daima kurban olduÄŸu toplumsal çöküş halini tasvir etmektedir. H. Cındi ise, feodalizmin sınır tanımaz adaletsizliÄŸine karşı, sınıf mücadelesini desteklemektedir; mazlumların safında heyecanlı bir tepki oluÅŸturmayı da baÅŸarmaktadır. Uzun ÅŸiiri “Gülizar”ın konusu budur. Sonuçta aÅŸk, feodal istismar, aÅŸiretsel kan davası, kaba baÅŸlık karşısında aÅŸk, milli savaÅŸ, hürriyet mücadelesi sayesinde üstünlük saÄŸlar. Vezir’in, Nado ve Gülazır’ın maceralarını anlattığı eserinde de aynı olgu takdis edilmektedir.

Hêvî Gazetesi, 3-9 Ocak 1997, Sayı: 50
Kaynak: Thomas Bois – The Kurds (Kürtler), Beyrut, 1966
İngilizce’den çeviren: B. Peker

Bu yazı, Mehmet Bayrak’in Kürdoloji Belgeleri adlı kitabından alınmıştır.

 

Yorumunuzu Girin!

Yorum yapabilir, veya geri izleme yapabilirsiniz. Isterseniz yorumlara abone olabilirsiniz .

Fikrinizi belirtmekten cekinmeyin.