Xan Mehmûd, Osmanlı’ya Başkaldırdı [1838]
Kürdistan’ın doğusunda Safevi Hanedanlığı’nın, batıda Osmanlıların yükselişe geçtiği 16. yüzyılın ilk yarısı Kürdistan için de bir dönüm noktasıydı. Kürt Emirlikleri ve çeşitli Türkmen idareleri tarafından yönetilmekte olan Kürdistan, şiddetli saldırılar sonrası kısa bir süreliğine Safevilerin eline geçmiş, kısa bir süre sonra da iki büyük devlet arasındaki mücedelelere sahne olmuştu. 1514′te Xildiran’da yapılan Çaldıran Savaşı ile Kürdistan, Osmanlılar’ın eline geçmiş ve Îdrîsê Bedlesî’nin aracılığıyla bağımsız beylikler halinde Osmanlı’ya bağlanmıştı. Osmanlı yönetimi ile Kürdistan Beylikleri arasındaki dostane ilişkiler çeşitli asimilasyon politikaları neticesinde lekelenmiş, Yavuz Sultan Selim’in Kürt efendileri üzerinde bıraktığı olumlu izlenim, İran tehlikesinin 1639′da imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile bertaraf edilmesi üzerine neredeyse tümüyle ortadan kalkmıştı. Sembolik bir bağlılık ile Osmanlı idaresini tanıyan Kürt eğemenlikleri 17. yüzyılın ikinci yarısından başlanarak yavaş yavaş ortadan kaldırılmak istenmişti. Osmanlı’nın yanlış politikaları devleti çöküşe doğru götürürken, Avrupa’daki yenileşme hareketlerine hayranlığıyla bilinen ve bir isyan sonucu 1808′de tahta çıkan II. Mahmud, izlediği politikalarla Kürdistan’da yeni sorunlara ve Kürt Beylikleri’nin ortadan kaldırılmasına sebep olacaktı.
İşte tam da bu dönemde 1789′da gerçekleşen ve önceleri Avrupa’yı, ardından da neredeyse bütün dünya halklarını etkileyecek olan Fransız İhtilali’nin etkileri oluşmaya başladı. Osmanlı’nın baskıcı ve işgalci duruşuna karşı Balkanlar’da Osmanlı yönetimindeki halklar tek tek ayaklanma başlattı. 1804′te bağımsızlık istemiyle ayaklanan Sırbistan, uzun süre Osmanlı’yı uğraştırdı ve önce 1812′de bazı imtiyazlar elde etti ardından da 1828′de Edirne Antlaşması ile bağımsızlığını aldı. Eflak ve Mora’da başlayan isyanlar da Yunanistan için bağımsızlık ayaklanmalarıydı. Bu sırada Rusya ile başlayan savaşla Balkanları kaybeden Osmanlı, yine Edirne Antlaşması ile Yunanistan’ın da bağımsızlığını tanıyacaktı. II. Mahmud’un Asakir-i Mansure-i Muhammediye adıyla yenileştirmeye çalıştığı ordu başarı gösterememiş Trakya’da Kırklareli’ne, Kürdistan’da Erzurum’a kadar olan kısmı Ruslara kaptırmıştı. Bu arada bazı belgelere göre aslen Diyarbekir eşrafından olan Mısır valisi (Kavalalı) Mehmed Ali Paşa’nın isyanı neredeyse Osmanlı’yı bitirme noktasına getirmişti. Osmanlı kendi valisinin başlattığı bir isyanla hem Ege’de donanmasını ardından da Nizip’te ordusunu bitirmişti.
Sened-i ittifak ile ayanlar ve padişah arasında yapılan bazı anayasal girişimler başarsız olmuş ve II. Mahmud neredeyse bütün yetkileri eline alarak merkezîleştirmeye önem vermişti. Bu merkezîleştirme politikası da giderek küçülen Osmanlı coğrafyasında önemli bir yer tutan Kürt emîrliklerinin de sonu olarak görülüyordu ki II. Mahmud, Kürdistan’da güçlü bir idare görmek istemiyordu. 1830 yılında Güney Kürdistan’ın Soran bölgesinde Mîr Mihemedê Rewandûzî önderliğinde atılan bağımsızlık adımı, Mısır valisi Mehmed Ali Paşa’nın geldiği nokta gözönüne alınırsa Osmanlı için büyük bir tehlike arz ediyordu. Aynı yüzyılda son bulacak olan bu dönemin en önemli Kürt beylikleri, şüphesiz, güneyde Soran ve Baban Kürt Emîrlikleri, doğuda Erdelan ve Mukrî Kürt Emîrlikleri, kuzeyde ise Botan ve Miks Kürt Emîrlikleri’ydi. Osmanlı’nın çöküş dönemine denk gelen bu zamanda öne çıkan Xan Mehmûd adlı Kürt beyi ise Miks Emirliği’nin başında bulunuyor ve II. Mahmud’un merkezîleştirme politikalarına karşı ilk fitili ateşliyordu.
1802 yılında doğan Xan Mehmûd, Eyyûbxan Beg’in torunu ve Evdî Beg’in oğluydu. Henüz çok genç yaşta, Miks Emîri olan ağabeyi Şêxî Beg’in, Hekkarî’nin kadın yöneticisi Saadet Xanim tarafından bir komployla öldürülmesi üzerine emîrliğin başına geçmişti. İlerde Kürdistan’ın en kudretli mirlerinden biri sayılacak olan bu genç Kürt, kısa bir süre içerisinde diğer beyliklere nazaran küçük sayılabilecek olan sınırlarını genişletti. Van gölü havzasının tümüne hükmetmeye başlayan Xan Mehmûd, 1830 yılında ünlü Xoşab kalesini uzun bir kuşatma sonrası aldı ve 300 yıldır hüküm süren Silêmanê Mehmûdî emaretine son verdi. Güneyde Hekkarî ve Botan Beyliklerine, kuzeyde Bazîd’e, batıda Bedlîs Kürt Emîrliği’ne uzanan emirliği 1833′e gelindiğinde İran sınırına ulaşmış ve ünü Kürdistan’ın sınırlarını aşmıştı. Osmanlı’nın bölgedeki paşalarına rağmen diğer Kürt emirleri arasından sıyrılan Xan Mehmûd, güçlü bir idare kurmaktaydı.
Bu sırda II. Mahmud, Kürt emirliklerinin tasfiyesi için 1833 yılında Sêwaz Valisi Reşid Paşa’yı görevlendirmiş ve Kürdistan’ın merkeze bağlanması için gerekli tedbirleri almıştı. 1834 yılında 40.000 kişilik bir orduyla Kürdistan seferine çıkan Reşîd Paşa, yer yer kanlı çarpışmalardan geçerek Kürt topraklarını dolaşıyor küçük beylikleri ortadan kaldırıyordu. Xan Mehmûd, sultanın yapmak istediklerinin farkındaydı ve bu yeni uygulamaları reddetmekte, atalarının Yavuz Sultan Selim ile yaptıkları anlaşmanın kurallarına göre yaşamak istiyordu. Nitekim Xan Mehmûd, Reşîd Paşa’ya Vanlı İshak Paşa aracılığıyla ilettiği mektubunda II. Mahmud ve sultanlığını tanımadığını ve kendi hakimiyetini yok etmek isteyen bir hükümete tabii olmadığını vurgulamaktaydı. Osmanlı güçleri ile Xan Mehmûd’un güçleri çarpışmalara 1836 yılında başlamış fakat Erzurum müşiri Osman Nuri Paşa’nın araya girmesiyle sulh yoluyla sorun çözülmek istenmişti. Fakat Xan Mehmûd idaresinin ortadan kaldırılmasına hiçbir zaman yanaşmamış ve sadece vergi vermeyi kabul etmişti. Uzun süren pazarlıklar netice vermemiş bu arada Reşîd Paşa, ordusuyla Soran Kürdistan Emirliği üzerine başarısız bir sefer düzenlemiş ve geri dönüşte Xan Mehmûd’u ortadan kaldırmayı aklına koymuştu. 1837′de tekrar başlayan çarpışmalar 1838 yılının Ocak ayında giderek şiddetlenmiş ve bu tarih, kayıtlara I. Xan Mehmûd İsyanı olarak geçmişti. İlerleyen günlerde Xan Mehmûd’un kardeşi Xan Evdal ile Osman Nuri Paşa arasında başlayan müzakereler sürerken daha önceki husumetlerinden dolayı Hakkari Beyi Nurullah Beg ve Cizre Beyi Mir Seyfeddin’in (Bedirxan Beg’ın amcası) Miks Emîrliği’ne saldırmaları üzerine Xan Mehmûd direnmeye son verdi ve 14 Eylül 1838′de Osmanlı’ya teslim oldu. Xan Mehmûd, kardeşleri Xan Evdal, Evdirrezaq Beg ve Mir Sêvdin ile birlikte Vanlı İshak Paşa aracılığıyla Erzurum’a götürülerek Osman Nuri Paşa’ya teslim edildi, oradan da beraberindeki kişilerle birlikte İstanbul’a sürüldü. Sultanla görüştürüldü ve Çatalca yakınlarında bir köyde zorunlu ikamete tabi tutuldu.
Bu arada II. Mahmud, verem hastalığına yakalanmış ve kötü durumdaydı. Nitekim fazla da yaşayamadı ve 2 Temmuz 1839′da, hem de Osmanlı’nın çok kötü olduğu bir dönemde öldü ve yerine oğlu Abdülmecid geçti. Güneyde Mısır, kuzeyde Balkanlar, Boğazlar ve Rus sorunları bulunmaktaydı. Kürdistan sorunu giderek tırmanmakta İran’ın ise bu güçsüzlükten faydalanması an meselesiydi. Osmanlı, Avrupalı devletler tarafından kıskaca alınmış ve devlete hakimiyetini kabul ettirmişti.
Xan Mehmûd’un birinci sürgünü bir seneden az sürmüş, İran tehlikesi ve güneyde Osmanlı’nın başına bela olan Mehmed Ali Paşa isyanının da etkisiyle, Müşir Osman Paşa’nın Xan Mehmûd’un devlete bağlılığı halinde muhtemel İran saldırılarına karşı yararlı olacağı düşüncesi ve Sivas Müşiri Hafız Paşa’nın da talebiyle yaklaşık bir sene sonra Abdülmecid tarafından affedilmiş ve Kürdistan’a geri gönderilmişti. Xan Mehmûd’un bu yaklaşık bir yıllık sürgünü ona manzarayı daha iyi görme olanağı sağlamış, başkentteki durumu bizzat görme fırsatı sunmuştu. Osmanlıya olan inancı tamamen ortadan kaybolmuş ve devlet otoritesinin çöktüğünün, Avrupa’dan yayılan dalga ile eğemenlik altındaki halkların bağımsızlık mücadelelerinin farkına varmıştı.
Kısa bir süre içerisinde eski topraklarına kavuşan Xan, tekrar İran hududuna kadar büyük bir bölgeyi denetimi altına almayı başardı. Kendi bölgesindeki aşiretlerle çeşitli antlaşmalar yaparak bölgedeki sorunların üstesinden geldi. Kürdistan’ın diğer beyleriyle sıcak ilişkiler kurmaya özen gösterdi ve düşmanlıkları gidermeye çalıştı. Bir süre sonra ertesinde Peymana Pîroz’un (Kutsal Antlaşma) imzalanacağı ve Xizan Beyi Xalîd Beg, Şerîf Paşayê Muşî, Xelat (Ahlat) Beyi Mustafa Beg, Cizre Beyi Bedirxan ve Hakkari miri Nurullah Beg’in katıldıkları bir ittifak kuran Xan’ın, 1842 yılının başında Osmanlı devlet yönetimi ile arasında tekrar uyuşmazlıklar çıktı ve Osmanlı’nın bölgedeki memurlarını tutuklattı. Böylece Xan Mehmûd ikinci kez başkaldırmış oluyordu. Bu arada Cizre Beyi Bedirxan Beg de bölge mirlerinin desteğini alarak bağımsızlık ilan etmiş ve kendi bayrağını çekmişti. Xan Mehmûd, Bedirxan’la ittifak ederek bu ayaklanmaya katıldı ve 1843 yılında başkaldırılar birleştirilmiş oldu. 4 yıl boyunca bağımsızlığını koruyan bu yapı, Avrupalı devletlerin çıkar ilişkilerinin zedelenmemesi için Abdülmecid’e konuyla ilgili baskılar yapması ve tedbir almaya teşvik etmesiyle zor günler geçirecekti. Misyonerlerin faaliyetleri sonucu Kürt idaresine katılmış olan Asurîler yaptıkları anlaşmayı bozarak Bedirxan’a olan desteklerini çekmişlerdi. Bu sırada Müşir Hafız Paşa, Abdülmecid tarafından görüşmeler yoluyla Kürtlerin, Osmanlı hakimiyetini tanımalarını sağlamakla görevlendirilmişti. Ne var ki bütün ısrarlara rağmen Bedirxan ve Xan Mehmûd görüşmeleri reddetmiş ve Kürdistan’ın bağımsızlığını vurgulamışlardı. Osmanlı için yapılacak tek şey güçlü bir orduyla Cizre’ye saldırmak ve bu yeni yönetimi yıkmak olacaktı. Nitekim öyle de oldu: 6 Haziran 1847′de Osmanlı güçleri üç koldan başkente saldırıya geçtiler. Harput, Urfa, Diyarbekir, Erzurum, Bağdat ve Musul bölgelerinden takviye edilen askerî güçler de Müşir Hafız Paşa komutasındaki bu taarruza katılmıştı. Osmanlıların sayıca üstünlüğüne rağmen Kürt kuvvetleri ilk çarpışmalarda üstünlük elde ettiler. Fakat sonraki karşılaşmalar diğer Kürt beyliklerinden gelen yardımların gecikmesi üzerine Kürtlerin yenilgisiyle sonuçlanacaktı. Bu kanlı savaşın bitimine doğru Bedirxan Bey, Eruh Kalesi’ne çekilmiş, Xan Mehmûd ise Osmanlıya ciddi kayıplar verdirmeye devam etmekteydi. Osmanlılar’ın kaleyi kuşatma altına almaları Kürt tarafını görüşmelere zorlamıştı. 27 Temmuz 1847′de Bedirxan Bey, uzlaşma sonucu teslim olmuş, Xan Mehmûd ise yaklaşık bir ay sonra Osmanlılar’a büyük kayıplar verdirdiği bir saldırı sonrasında esir alınmıştı. (dirok.org)
Kürt liderler için yine sürgün yolu görünmekteydi ve bu sefer sürgüne gönderilenler bir daha asla Kürdistan’a dönemeyeceklerdi. Ailesinin büyük bir kısmını Osmanlıyla yaptığı savaşlarda kaybeden Xan Mehmûd ve Bedirxan Bey beraberindeki yaklaşık 3.000 kişi ile birlikte Erzurum üzerinden Trabzon’a getirilmiş ve buradan İstanbul’a götürülmüşlerdi. Bedirxan Bey ve ailesi buradan Girit adasına sürgüne gönderildi. Xan Mehmûd ise Silistre Eyaletine bağlı Rusçuk (şimdi Bulgaristan’ın Rousse kenti) şehrine sürgün edildi. Burada ağır işkencelerden geçirildi ve zor şartlar altında çalıştırıldı. İki kez Kürdistan’a kaçmak istediyse de başarılı olamadı ve sürgünde geçirdiği 19 yılın ardından 4 Aralık 1866 tarihinde hayata gözlerini yumdu.


Mustefayê Hesenê Sileman’ın oğlu olan Evdalê Zeynê’nin annesinin adı Zeynê’dir. ‘Dengbejlerin Piri’ olarak nam salan Evdal, 1800’lü yılların başında Ağrı Tutak’a bağlı Cemalwerdi köyünde dünyaya gelmiştir.
süryaniler orda bi hile yapıyorlar yoksa mir bedirxan ordusu yenilmezdi.